“Şöyle bir hafta sonu atlayıp Paris’e gitsek” klişelerinden yola çıkarak Paris’i iki güne sığdırmak isteyenler için hızlandırılmış bir Paris turu hazırladım. İlk tavsiyem, Paris uçak bileti hakkında. “Sabah kahvaltımı Paris’te edeyim” klişesine de dokunarak, uçak biletini Cumartesi sabahına alman. Yok ben Cuma akşam işten çıkar, 3 saat uçuşun ardından tura direk gece hayatından başlarım diyorsan, bu tavsiyemi evrenin derinliklerine gönderebilirsin. Paris uçak biletini –ya da hafta sonu kaçamağı yapacağın her hangi bir yurtdışı şehrini- Cumartesi sabaha karşı 5 sularına alırsan, hem Cuma gecesi boşu boşuna otel parası ödemekten kurtulursun hem de Cumartesi sabahına erkenden uyanıp güne başlama derdin olmaz, zaten çoktan ayakta olursun! Yani aşağıda okuyacağın tek gecelik, 2 günlük Paris turu!

İlk Gün

Sabah uçaktan indik, otele gidip bavulları attık. Devamı adım adım şöyle gelişiyor:

    1. Güzel bir Fransız kahvaltısıyla güne başlamak için doğru Le Marais bölgesindeki Benedict’e.
    2. Burada bir Velib noktası bulup kredi kartımızla oldukça pratik bir şekilde bisikletlerimizi kiralıyoruz. Bisiklet hem Paris’in haftasonu trafiğini atlatmamızı sağlayacak hem de zaman kazandıracak. Üstelik bu bisikletlerin bir çok noktası var, hatta uygulamasını indirip sana en yakın olan notaya bakıp bisikletini bırakabilir, istediğin zaman başka bir bisiklet alıp devam edebilirsin.
    3. Alışverişten gözün dönmeyecekse, Le Marais’nin sokaklarında biraz kaybolabilirsin. Vintage seviyorsan, Vintage Desir’e mutlaka uğra.
    4. Burada Picasso’nun bir müzesi var. Ben 48 saatimden birini Picasso’ya harcarım diyorsan bir bak bakalım.
    5. Şimdi Seine nehrine doğru gideceğiz. Yolumuzu Rue Des Barres’dan geçirerek Eglise Saint Gervais Saint Protais kilisesinin yanından Chez Julien restorana doğru devam ediyoruz ve bu ekstra sempatik sokağı aklımıza kazıyoruz. Devam ederken Rue D’Arcole’den de geçerek Au Vieux Paris isimli sarmaşıklarla dolu kafeyi görüp Instagram’lık bir fotoğraf çekiyoruz.

      Au Vieux

      Au Vieux

    6. Şuan haritaya bakarsan, Seine Nehri’nin üzerinde küçük bir adaya geldiğimizi göreceksin. Saint Michelle ve Notre Dame kiliselerinin ikisi de burada. Dışarıdaki kuyruk seni korkutmasın, X-raysiz bir güvenlik kuyruğu olduğu için çok hızlı ilerliyor. Hızlıca iki kiliseyi de gezip adanın diğer tarafına geçiyoruz.
    7. Yolumuzu Saint Germain Des Pres’e doğru çevirirken Rue De La Bucherie sokağına düşürüp Sheakspeare&Company’e bir uğruyoruz. Latin Quartier’in dar sokaklarına ve curcunasına dalmayı da unutmuyoruz.
    8. Buraya kadar gelmişken pedalına güveniyorsan Pantheon’a gidebilirsin, çünkü bisikletle biraz yokuş olacak. Bence 48 saat için çok da görülesi bir yer değil, illa Pantheon göreceksen doğru Roma’ya!
    9. Meşhur Cafe De Flore de tam yolumuzun üstünde kalıyor. Yorulduysan biraz soluklan! Hala kahvaltı tadında atıştırmalık istersen, hemen yakınlarındaki Eggs&Co ‘yu da önerebilirim.
    10. Şimdi nehre doğru geri dönüyoruz. Pont Des Arts köprüsünde aşk için kilit asacağız. Öğle yemeği peşindeysek, köprüyü geçtikten sonra hemen sağdaki KONG’a uğrayıp bir yandan karnını doyururken bir yandan Instagram’lık resimler çıkarabilirsin.Pont Des ArtsPont Des Arts
    11. Pont Des Arts’ı geçer geçmez karşımızda Louvre Müzesi! Biletlerini internet üzerinden alsan da almasan da, dışarıdaki güvenlik sırasını her türlü bekleyeceksin. Yani internet üzerinden biletini almak sana bu sırayı atlatmayacak, bunlara kanmayı artık bırakıyoruz. Yine de kolaylık mı? İçeri girdikten sonra hala internet çağına geçmeyi reddedenlerin dizildiği uzunca bir bilet sırası da olacağı için, kolaylık. Fakat sana biletin olsa da geçemeyeceğin güvenlik sırasını atlamak için gizli bir yöntem vereceğim, çünkü süremiz kısa. Bisikletini en yakın Velib noktasına bırak ve Carousel girişini bul. Aşağı doğru inen merdivenleri takip ederek Louvre’a yer altı kapısından, yani en sırasız yerden gireceksin.
    12. Eğer Louvre’un hemen ilerisindeki Musee D’Orsay’ı da görmek istiyorsan, Louvre’da hızlı bir tur atabilirsin.
    13. Louvre’dan çıkıp, pedal çevirmeye devam ediyoruz. Yolumuzu Paris’in en güzel ve en gösterişli caddesi olan Rue Saint Honore’a çeviriyoruz.
    14. Bu noktada rotamız, Eiffel Kulesi. Eiffel’den Paris’i izlemek için en güzel zaman bence ya gün batımı ya da gece şehir ışıldarken. Eiffel Kulesi’ne bisikletle gidersek, Place Concorde’den geçeceğiz. Devasa bir meydan, dikkatli olmakta fayda var. Yine de kesinlikle görülmeye değer. Meydanı geçer geçmez nehre doğru yanaşıp, suyun kenarındaki ağaçlıklı, romantik bisiklet yolundan Eiffel’i görene kadar dümdüz süreceğiz. Eiffel’e doğru Prenses Diana’nın kaza geçirdiği alt geçitin üstünde Diana’nın anıtını göreceksin, sakın şaşırma.

      diana anıtı

      Diana Anıtı

    15. Eiffel biletlerini kesinlikle önceden al. Güvenlik sırası uzun, ama bilet sırası bitmek bilmiyor. Tepede turistik fotoğraflarımızı çekildikten sonra, sıra akşam yemeğinde.
    16. Tek geceliğine geldiysen, akşam yemeğini gerçek bir turist gibi yap. Bunun için iki önerim, büyük ihtimalle Paris’e giden her kızın Instagram’ında, önünde çekilmiş bir fotoğrafını gördüğün Hotel Costes ve Lou Lou. Hotel Costes, bisikletle geçtiğimiz Rue Saint Honore’nin orada, Lou Lou ise Louvre’un bahçesinin içinde, iki restoran da birbirine çok yakın. İkisine de önceden rezervasyon yapman şart ve rezervasyon saatini geçirirsen içeri girmen biraz zor. Biz tüm bu anlattığım turu yapıp, rezervasyon saatini kaçırmamak için otele dönmeden bisikletlerle Hotel Costes’in önüne patinajla park etmiştik. Yok ben güzel bir yere gideceksem üstümü değiştiririm diyenlerdensen, saatlerini ona göre ayarla. Tercihin Lou Lou olacaksa, trüflü pizzayı mutlaka dene!
    17. Yemekten sonra hala halin kaldıysa, eğlence için gece 2’ye kadar açık olan Le Perchoir ya da Le Comptoir tercihin olsun.

      le perchoir

      Le Perchoir

İkinci Gün

  1. Güne tatlı bir yorgunlukla başladıysak, Holly Belly’e giderek dolu dolu bir kahvaltı yapabiliriz.
  2. Versailles’i bu programa katmak isterdim fakat hem uzak hem de çok kapsamlı olduğu için maalesef kendileri 48 saatlik Paris turumuza katılamıyor. Bu yüzden Champs Elysees’ye doğru gidebiliriz.
  3. Arc De Triomph’u da gördüğümüze göre, rotamızı Paris’in en sevdiğim semti olan Montmartre’a çeviriyoruz.
  4. Paris’i tepeden gören Sacre Coeur kilisesine girmeden, hemen önündeki merdivenlerde oturup Paris’e karşı şarkı söyleyen sokak çalgıcılarına eşlik edelim lütfen.sacre coeur
  5. Sacre Coeur’un solundan kıvrılıp, bizim Ressamlar Sokağı olarak da duyduğumuz şirin bir meydana geliyoruz. La Boheme Du Tetre isimli restorana oturup Escargot denerken bu ressamlardan birine resmini yaptırabilirsin. Pazarlık yapmayı unutma!
  6. Restorandan kalkıp, dümdüz aşağı doğru inen dar sokaktan geçerek kendine bir kaç hediyelik eşya almayı unutma. Yolun sonunda meşhur Le Consulat binasını göreceksin. Binayı karşına aldığında sol sokağa doğru yokuş aşağı inersen, La Maison Rose sana çok tatlı bir fotoğraf verecek.
  7. Uçak vaktin hala gelmedi mi? Şimdi memlekete dönüp dinlenme vakti!